Geceyi kalbine dokuduğu mevsim
de geçti.. O asûde hayâl! Kaç kez
bir gölge oyunu gibi yeşertti
ateşini. Ve dilini kemiren sesine
mühürlenmiş hep aynı sual: Kime yâr
olacak, kimden meded umacak? Bir çocuk
gibi avunurken rûhunu hicveden
aynanın serinliğinde; odalarda neyi
konuşacak, bahçeye
nasıl çıkacak?.
Kıskanç zaman: Balkonların kalbe
dönüştüğü zehirli aşı!. Başıboş, uçuşan
saatler..
Hoş şimâ!. Gök fecre kadar
akkor tenine lehimli, yıldızlar birer uyur
gezerdi.. Ya nasıl boğulurdu
bir gümüş tepside kendini çay
saatiyle soğuturken ay? Yüzünü sihriyle
gölgelerken fışkıran nidâ?
Boynu uyumaktan tutulmayacak..
Âh, mâzî!. Bir gönle râm olmanın titrek
melâli. Derdol!. Çözüldü artık sırrı âşığın
bir gülü mürekkep sanınca.. O altın
saçılış ve rûhtaki yanma.. Ve camlarda
pıhtılaşan o lâtif
ve ıstıraplı bakış:
H â t ı r a ! .
Âh, o tasvir.. Sonsuz
akış..
M u a m m â ! . .
İHSAN DENİZ
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder