Ceyhun Atuf KANSU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ceyhun Atuf KANSU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2010 Cuma

Yağmur Havası

Seni bekliyordum yağmur, küçük yağmur
Ekinlerim için değil, kendim için
Hani ellerinle bende yeşerttiğin
O yağmur kokulu düşüncelerim için

Bulutlar geçer, o göçebe yürükler
Selam bırakmadan bir yağmur kervanı
Başımın üstünden dolanı dolanı
Şu susuzluğuma nispet öyle geçer

Yağmur

Bu yağmur, bu güzel bu serin yağmur.
Yağıyor bu sabah sanki içimde.
Dokunma gözlerim yağmur doludur,
Bulutlar içimin derinliğinde.

Çimenler ıslanır, yollar ıslanır,
Çağırır pencerem, yağmur seslenir.
Ufuklar bu beyaz renkle sislenir,
Yaşarım bir yağmur serinliğinde.

Sevgiyi Türetmek

Sevgi sözcüğünü türettim
Ayışığını buldum sıcak bozkır sekisinde
Kara ipek saçlarını gecenin.

Çınar ağacını güz sözlüğünden
Gölgesi bile Türkmen
Sevgi sardı dört yanımı dal yoprak.

Şu Sonsuz Koşu

Samsun'a ayak basmış Kahraman bugün,
Çayır, çimen yeşermiş zafer yolunda
Davul zurna sesinde şahlanır düğün,
Gönlüm coşup öter bir bahar dalında
Ata'nın rüyasına gelincikler sun,
Emek bahçelerinin güzel gülünü
Biz sonsuz bir sabahtayız O uyusun,
Sevincimiz coşturur O'nun gönlünü
Nasıl çıkmış bir sabah Samsun'dan yola,

Mutlu Orman

Mutluluğunuz geçici, süreksiz
Gümüş çatallarla, gümüş kaşıklarla
Sofranız dağılmış, sofranız sessiz

Uzakta bir deniz, gözlerinizden
Lacivert gözleri gelip geçer bir kadının
Gelip geçer kadın ile deniz

Kızamuk Ağıdı

Ben,gamlı,donuk kış güneşi,
Çıplak dallarda,sessiz dinleniyordum.
Köyleri,yolları,dağı taşı
Isıtıyor,avutuyordum.

Bir köy gördüm ta uzaktan,
Dağlar ardında kalmış,bilmezsiniz,
Kar örtmüş,göremezsiniz karanlıktan,
Yanlızlıkta üşür üşür de çaresiz,

Küçük Bir Sabah Duası

Eksiklerim çoktur benim
Ben temiz bir dal değilim
Hep karanlık bir köşem var
Bilirim Tanrım bilirim.

Günah işlerim günboyu
Hep bulanır arı suyu
İçimde gizli bir kuyu
Korkup da eğilmediğim.

Kayanın Yüreği

Ben bir kayayım, bir kaya
Vadilerin açtığı dağ yollarında
Rüzgarlar, sert rüzgarlar, acı rüzgarlar
Yıpranmam ne yönden esseniz de
Yağmurları gelen geçen mevsimlerin
Eksilmem ne kadar yağsanız da
İlkeleriniz, düşünceleriniz, hainlikleriniz
Kımıldatmaz beni yerimden
Ne var ki şu yürek şurda oyulu
Asıl yağmurlar onun başında
Gizli rüzgarları bahçelerin akşamüstü
İçimden esersiniz benim ta içimden
Yığılmış gözyaşları kar olmuş
Buzulları ömrümün, donmuş istekleri
Erimeye başlar hafiften estiğinizde
İçimin yeraltı suları! Kulağım sizde
Sabahlara kadar dinlerim sesinizi
Yiyip bitireceksiniz beni sonunda
Vadilerin açtığı dağ yollarında

.

Ceyhun Atuf Kansu

Kar Havası

Tam bana göre bu hava
Bekliyorum kar yağacak
Bulutlar indi inecek
Bekliyorum yollar kapanacak
Kurt sürüleri derin ormanlardan
Bekliyorum peşime düşecek

Bir ışık görüyorum ileride
Oraya doğru yürüyorum
Bir ışık, aşk ışığı, dost ışığı
Benim için yakıp bırakmışlar
İtince usuldan kapıyı
Isınacağım ocak orada

Kar bulutlarında bir düş
Bölüyorum bu düşün yüreğini
Sıcacık bir kan akıyor
Yaşıyor diyorum, yaşıyor hala
Söndürmeyi unutmuşlar

18 Nisan 2010 Pazar

Haziran Ağaçları

Haziran ağaçlarının oralarda
Çocukların derisi yanmakta
Güneşli şapkalar altında

Orada ceviz ağaçları altında
Serin uykusunu yaprakların
Biri toprak üstünde uyumakta

Gül Türküsü

Gül diyorsam,durmadan
Bilinçaltı bahçemde bir
Ezik gül kaldığından belki
Çocukluğumun mayıs dalından
Kimbilir?

Gül diyorsam bir zaman
Nedim'in övdüğü bir
O çok uzaklarda saraylı
Lale bahçelerinde soyut
Osmanlı gül değildir.

Gizli Gece

Bu gecenin güzelliğini kimse söyleyemez
Tek tek saydığım yıldızlardan başka
Yıldızlar aşkımızın dostları
Duydularsa onlar duydular yakından
Bir de biz duyduk söylenenleri
Bir de biz gördük birbirimizi
Birbirimize vuran ışıkta
Parçaları bütüne düşen aydınlıkta
Bir de biz gördük birbirimizi
Bu gecenin güzelliğini kimse bilemez
Senden, benden, bir de
Gecede gizlenen yıldızlardan başka

.

Ceyhun Atuf Kansu

Ey İbibik Kuşu

Derdim nedir bilir misin?
Ey garip ibibik kuşu.
Söylesem bölüşür müsün,
Ey garip ibibik kuşu?

Yaz sıcağında duyduğum,
Vadilerin içli sesi.
Gölgesinde uyuduğum
Sükun dolu yaz öğlesi

Eski Orman

Binlerce yerin var senin öpülesi
Binlerce adım gezilesi gözlerin
Şifalı otlarından Hippokrates'in

Bir eski mağaradan çıktım yoluna
İncir kokuyor ortalık ay bahçesi
Bileklerin bekler binlerce yıl tutulası

Elişi Defteri

Mavi elişinden bir deniz yaptım
Yeşil tekneli bir kayık yüzdürdüm
Maviliği öptüm, denizi öptüm
Yelkenleri rüzgar rüzgar gezdirdim

Yeşil elişiler bahçe oldular
Kırmızı benekli çiçekler açtı
Bahçeme arılar uçup doldular
Renk renk köylü kuşlar bahçemden uçtu

Dünyanın Bütün Çiçekleri

Bana cicek getirin, dunyanin butun
ciceklerini buraya getirin.'
Koy ogretmeni Sefik Sinig'in son sozleri.

Dunyanin butun ciceklerini diyorum
Butun ciceklerini getirin buraya,
Ogrencilerimi getirin, getirin buraya,
Kaya diplerinde acmis cigdemlere benzer
Butun koy cocuklarini getirin buraya,
Son bir ders verecegim onlara,
Son sarkimi soyleyecegim,
Getirin, getirin...ve sonra olecegim.

Çiçek Açmış Badem Dalı

Benim sevincim de bir başka sevinçtir
Bir kızkardeşim var salınmış bahçede
Duvağını kendi dikmiş bir gecede
Adı, diyelim ki badem çiçeğidir

İlk o görmüş bahar yelinin yüzünü
Aşık oluvermiş, gençlik, ne diyelim
Her bir dilediği olsun, dileyelim
Nasıl olsa ümit doldurmuş göğsünü

AKÇAABAT PAZARI

Denize Karşı insan

Karadeniz dediğin deniz değil insan
Gelir vurur Akçaabat pazarına.
Güneşe bırakılmış balık ağlarıyla
Kayıklarıyla kum/ara çekilmiş
Denize karşı insan!
Kalabalık, güzel, çalışkan,
iner çam direkli gemilerle.

Karadeniz dediğin mavi değil yeşil,
Çocuk dudaklarını yakan incir,
Yaprak tütün boyatmış mısır yeşil,
Dağ taş karanlık fındık yeşil,
Gözleri zeytin koyu yeşil,
Yeşiloğlu yeşil Tanrı torunu yeşil.

Ağıtlama

Benim bebem anacığım hani,
Gül bezlere sardıcağım hani,
Akşam yattı sabah baktım
Ermişleri, el depmeleri, solucağı hani.

El veriyor el veriyor küçük direk bel veriyor
Çitlembiğim böğürtlenim
Kara asmam gül üzümüm
Tadamadım göğeriyor.