Bahaeddin KARAKOÇ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bahaeddin KARAKOÇ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2012 Pazar

Yerleri Gökleri Sarstı Bu Tokat

17 Ağustos deprem gecesi
Her kenti yokladı ölüm ecesi,
Uykuda can verdi on binlercesi;
Yaralılar inim inim inler, oy!
Yer-gök kulak vermiş hep ses dinler, oy!

Yalova, Çınarcık dalca büküldü
İzmit, Gölcük yaprak, yaprak döküldü
Adapazarı'ysa kökten yıkıldı;
Düşeni kimseler kaldıramaz oy!
Boşalan damarı dolduramaz oy!

13 Haziran 2010 Pazar

Zamanım Yok

Sürdüm, ektim, yetirdim; ürün tarlada kaldı,
Elimde bir avuççuk çöpüm yok, samanım yok.

Fırtınalı bir ömrün kıyısına yaklaştım,
Firardaki huzuru, bulmaya gümanım yok.

Umutsuzluk mu, asla; umudum dağlar ardı,
Uçurumlar yuvamdır, kimseye amanım yok.

Yürek Yordamıyla Aradığımız

En vefalı gönüllerde en nazlı güzeller
En süslü sandıklarda çeyizler örselendi
«Anneler günü”, «Dünya Çocuk Yılı» diye
Günler, haftalar ve yıllar kurtlarca parsellendi
Söyler misiniz bize ey pergelli çokbilmişler,
Gün görmeden giden canlar nerede?

Analar panik içinde, çocuklar zayıf ve tutsak
Şahin avını gökte avlar, yerde parçalar
Tohumu besleyemiyor artık bu yorgun toprak
Ve güldürürken ağlatıyor bütün palyaçolar
Söyler misiniz bize ey ekilmeden gövermişler,
Toprağı doyuran kanlar nerede?

Yürek Bir Kırmızı Güldür Seninle

Güzel duygular yeşerip
Gök tatlı yemişler verince
Gönül kanatlarını gerince
Gördüklerine gösterip
“Bu hal ne hâldir? ” diye
“Bu yol ne yoldur? ” diye
Soramazsın ki…

Sen bayramlar kadar
Canlı ve güzelsin
Bazen yanık bir türkü
Bazen gazelsin
Can masmavi bir göldür
Yürek bir kırmızı güldür seninle
İstesen de istemesen de
Koparamazsın ki…

Yetkinlik İçeride

Damda konuştukların elbette damda kalır,
Aşka mesâfe koyan “ah! ” eder, gamda kalır.

İğde vakti “ille de bir pençe hurma” diyen
Azgın nefsi uğrunda Bağdat’ta, Şam’da kalır.

Yetkinlik içeride, dışa fazla açılan
Ya kirli çökeltide ya da çok hamda kalır.

Yaşlı Kadınlar Cemahiriyesi

Hep duldalı güz şarkıları mırıldanır yaşlı kadınlar
Cennetle Cehennem arasındaki A'râf'ta
İlkbaharları, yazları geçmiştir ömürlerinin
Kışları birer buz çiçeğidir tozlu rafta

Arada bir yürek kıpırdamasın deli deli
Kaşlar biraz divanîdir, gözler biraz celî
Eski aşklar ki kurutulmuş çiçekler misâli
Uçuşup dururlar etrafta

Yağma

Şu şaşkın dünyada yer-gök alçaldı,
Bir yağma başladı çalanlar çaldı.
Kefenmiş, rütbeymiş, makammış derken;
Ne ehliyet kaldı, ne mezar kaldı...

.

Bahattin Karakoç

Vedalaşarak

Bu gece buradan ayrılacağız
Ona göre ayarladık saatlerimizi
Ay karşı tepeden ovaya doğru
Kaydırırken billurdan kızağını
Giyinip kuşanacağız pusatlarımızı
Son defa el-ele tutuşacağız
Son defa el-ele dışarı çıkacağız
İkimiz aynı anda bırakacağız avazımızı
Kendine iyi bak!
Sesimiz çok titrek
Benim ışıklı küremde ne mavi ne de al kaldı
Boşaldı bütün kovanlar, ne arı ne de bal kaldı.

Fırtınanın şiddetini anlatacak her söz eksik
Savruldu bütün yapraklar, ne sağlam kök ne dal kaldı.

Bağ viran, bağban çaresiz, çit çekmenin yararı ne,
Kader dağ koydu omuza, yürüyecek ne hâl kaldı?

Vakit Akşama Kilitlendi

Vakit akşama kilitlendi
Kuşlar da farkında mıdırlar bilmiyorum
Bir gün daha geçip gitti ömrümüzden
Bir elma daha düştü daldan

Vakit akşama kilitlendi
Atlar da farkında mıdırlar bilmiyorum
Esintinin yönü değişti durup-dururken
Gökkuşağı bilezikler takmışlar
Ayakları görünmüyor halhaldan

Ufuk Çizgisini Kollayan Bir Şarin Seyir Defterinden

Değişim rüzgârı sürekli eser
Baban der: -Gönlüne aşk nârı düşmüş.
Annen, her duada sana gülümser,
Der ki: -Çiçeğime bey arı düşmüş.

Eşin-evdeşinse eğer el kızı
Yâr belle, can belle, hiç duyma sızı
Her gece karşında Çobanyıldızı
Sevin ki özüne nigârı düşmüş.

Şimşek Parıltısında Çektim Bu Fotoğrafı Ve Sana İmzaladım

Ortalık tenhalaştı, meydan yağmura kaldı
Bulutlar alçaldıkça dağları efkâr aldı
Suları boşaltıyor sanki yüzlerce savak
Sanki olup bitenler bir anlık bir masaldı
Serinliği emiyor akkavak, ince kavak

Postacı tez buluyor adresi özelleri
Silip süpürmüş rüzgâr yoldaki gazelleri
Bir ücret beklemeden doldurmuş çukurlara
Her kaside öpmeden geçmiyor güzelleri
Perhizi bırakmaya yanaşmıyor fukara

Şiirimizin Serüveni Veya Edep ve Edebiyata Dair Bir Nutuk

1

seymenler tek tek indiklerinde şehre
ne caddelere sığdılar,ne parklara;
güz yelleri
ağaçtan dökülen gazelleri
nasıl savurup doldurursa arklara
öyle doluştular düğün evine

ozalit çıkışlı sığırcıklar
darende’ye dut yemeye gitmişler
omuzları heybeli bulvar ozanları
varoşlardan uraylara yetmişler
kesişen tek nokta ulûfe devşirmek
toplu taşımalarda harrangürra
uray başkanlarına biat etmek
kırk yıl aynı yolları tep
kırk yıl aynı peksimeti gevele dur
nerden bakarsan bak noksanlı umur
nasibin bir avuç kuru eşelek
oysa
cinayetlerin en korkuncu
şiir ırmağının yolunu kesmek.

aksakal akın eyitti:

Sürgün Vezirin Neşideleri / I

-------------------Ferman Padişah'ın ve mülk de O'nun


* İTİRAF *

Başıma ne geldiyse beyaz sevdamdan geldi
Belki de salt budur sürgünlüğümün gerekçesi
Uyum en gizemli bir ahenktir hayat çalgısında
Ötelerin ötelerine alazlanır
Has sözün çarpıcı dibâcesi

Aşk, amaca götüren en kısa yoldur önümüzde
Bu yolda ne öğrendimse inanınca öğrendim
Zevklendim şu dağ senin, bu dağ benim gezmekten
Uçtan-kıyıdan-kenardan değil
Özümden yanınca öğrendim

Sürgün Vezirin Aşk Neşidelerine Bir Derkenar

Kepeksiz ekmek gibisin vitrinde bembeyaz
Dünyalar dolusu okunmuş evin.

Renk renk çıkınlarını açtığında ilkyaz
Elma çiçeğisin sen, şeftali çiçeğisin.

Bilirim, hiç eksik olmaz konukları
Kapısı dağlara açılan ev'in.

Solo Türküler ll

Sevda ırmağına bir köprü kurdum
Herkes geçti, benim yârim geçmedi.
Kuru yere bağdaş kurup oturdum,
Eller döşek açtı, yârim açmadı.

Günlerimi hayâl kurup öğüttüm
Bildiğimi yârim için eyittim,
Bakraç bakraç bal şerbeti dağıttım
Herkes içti, ama bir o içmedi.

Solo Türküler 1.

Yâr elinden aldığım bir çiçeği,
Hâlâ bir albümde saklar dururum.
Aylar, yıllar geçti yârden haber yok,
Kuru bir çiçeği koklar dururum…

Taşa yazdım ayrılığın adını
Taş yitirdi hayatının tadını
Katık yapar hoş günlerin yâdını
Boş koyduğu yeri yoklar dururum…

Sokakların Kaderi

Ağzı ıslak yapan sokağa yürür,
Kimi papuç sürür kimi çul sürür.
Boynuzu boyunu aşan her meddah,
Satılmış itlere övgü döktürür.

.

Bahattin Karakoç

Sevgiye ve Barışa Dair

Yeryüzüne-gökyüzüne gülümseyerek
Salt doğa konuşuyor sesi titrek
Bir beyaz güvercin uçuyor bana doğru
Gagasında zeytin dalı
Ne kadar da edalı mübarek
Barışın simgesi bu olmalı
İçim içime sığmıyor
Notalarla oynaşıyor parmaklarım

Sevdalanır Sevdalanır Söylerim

Renkli vitraylara dönüşürken bir şiirin kıtaları
Dolunayın ışığı ta kuyu diplerine vuruyor
Bir vuslat sahnesi yaşıyor kuyudaki su
İnceden bir türkü tutturuyor.

Dişlerini toprağın etine derin gömen taş
Bildiği bütün türküleri unutmuş
Kekik ve reçine kokan rüzgâra soruyor notalarını
Ufuk çizgisinde bir yer tutmuş.