Enis BATUR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Enis BATUR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2010 Cumartesi

Yüzler, altı

Onca çil, yaz güneşi.Mat tenin gözenkleri
tuzlu su yollarına açık, gözleri balkıyor
çıkarır çıkarmaz gözlüğü: Bir kahverengi,
bir yeşil.Bu gri kök saçlar, bu çizgiler
başlangıcı ve sonu belirsiz bir haritadan:
ifadeden ifadeye koşan SİHRİLİ AYNALARDA
görünüp kayboluyor acı, hasret, arı pamuk tutuşmaları.
Kalın bir sözcük sizin yüzünüz okumayı bilsem

.

Enis Batur

.

Yokuş

Attar'in oldugu yasa geldim
yorgun, öfkeli; içimde belli belirsiz
bir hizla sönen mum: Fitil bitti
bitecek, yag sürüyorum bosuna:
Belki de yarin olmayacak, diyorum.

Bu kehribar agizlik, tütüne dadandigim
yillardan: Figen bulup seçmisti, gümüsün,
minenin arasindan; sayisiz armagan
aldim ondan yasarken, ama bir tanesi
beslerdi tümünü: Sevdim sevildim
bu çirkin dünyada.

Attar'in yasina geldimse, bilinmedik bir
giz yok elimde: Öyle çok zaman yitirdim
yasanti kalmam!is gerimde: Saat durmus
ilerlemis farkina varmamisim: Dipsiz!
bir hokkaya sigmis, seyrek, yokus, siirim.

.

Enis Batur

Yazma! !

Racine yirmibeş yıl susmuş, jean, kime
neden bu kadar küskün, kendisine
neden nasıl bunca kitli
tanrım nerede kırdıgım kalem, bir uçtan ötekine yırttıgım kagıdım
dokularında parça parça bütünlüğünü arayan
SESİM SÖZÜM

Rimbaud, Valery, Svevo, Saba: Bir daha yazmam, tek bir mısra
kelime hece daha yazmam artık, bir sonraki gelişimde mi,
yazmam ne şimdi ne sonra, bir daha yazmam, diyor bulutlardaki koroya dek
tek delen sesler, sözler, yastık sırılsıklam

.

Enis Batur

Ulak

Yıldan yıla geçerken
hikayeler topladım evlerde,
çıkından çıkına doldum taşırdım
hiç bir yere sığmayan
ölüm dirim haberlerini,
çıkamadığım yokuşları
bağışlıyorum giremediğim
çıkmazları. Doydum
gezdiğim caddelerde
kovandan kovana delik deşik
götürdüğüm uğultulara.
Bir kül ki boşuna: Ben
unutsam, kimse hatırlamaz.

Belki de yenılenmelı ağaçlar.
Boyalar devşirilmeli
mevsimin yapraklarından,
haşarı erguvandan.
Yepyeni fırçalar alınmalı çarşıdan,
insan eliyle germeli bezi tahtaya:
Herkes kendine görülmemiş
bir düş aramalı.

Sen, penceremdeki suskun kadın:
Hayatımda ol, kal, öl, istiyorum.

.

Enis Batur

Topaç Kıssası

Nicedir gördüğüm, varlığının sessizliğine alıştığım, herkesin ona idiot de la famille olarak alıştığı adam
geçen gün kızmıştı. Kaldırımın ortasında durmuş, gelene geçene sesleniyordu, ünlemle: 'Mecbursunuz! '.
O tek sözcük, sonsuz bir ivmeye ayarlanmış bir topaç gibi beynimin içinde dönüyor günlerdir. Yenilmez
kara kamu yasası bu: 'Mecbursunuz! ' İki ucu sivri bir bıçak aslında: Ya kabullenmeye yükümlüyüz, ya direnmeye.

Korunmaya mecburum; komşum ilk kez haklı.

XXX. Otuz kuş birden olmak


Enis Batur

Tılsım ve Trajedi

Bir ucunda Trajedi vardı bu kalemin,
Tılsım öteki ucunda. Uyuduğumda kim
uyanıyordu içimde, hangimiz sürdürüyordu
gündüşlerini, hangi yüzüm kanıyordu,
neden bir ucu seçip sivriltiyordum da
köreliyordu o an öteki uçtaki güdülerim,
kalemin bir ucunda Trajedi, Tılsım
benden yanaydı: Nereye çevirirsem çevireyim
öfke doğuruyordu hüzün doğuruyordu öfke:
İki ucunda kalemin
ebabil kuşları taş topluyordu.

Gelecek ardımda kalmış bir melek:
Defterim dolmuş, bir tek hece taşım için
karasız bir beyit oyalıyor şimdi beni.
Köprüler, dehlizler ve tünellerden geçtim,
oğullarım dağınık bir başkaldırı kavmi,
kızlarım sonsuza ayarlı birer arayış tohumu,
bu kadını sevmiştim: Koptu gitti dünyamdan,
sönmüş fer. Bu kadını da: doyamadığım.
Bir de onu: Yanıbaşımda fırtına gibi yaşayan,
tül gibi ölen. Yalnızım artık, nasıl yalnız
yaşamışsam gamlı bir şahinken.

Defterlerim dolu: Yaklaştım, erişemedim
Sancının ortasında, huzur kutbuna teğet,
varacağım noktaya doğru ilerlerken
ondan uzaklaştım belki de. Yandı canım
biricik olanı kendime ayırırken,
gün geldi içimde biriken ağu
çekti benden dışımda biriken uyumu:
Karanlık, sinsi, delici bir çağda
kırdım tek tek elimdeki kelimeleri.

Herşey geçti sonra, ben kaldım --
bir de bende bana direnen doğrular
ve yanlışlar: Hassas terazi, dik merdiven,
birkaç bozuk kum saatı, dilini unuttuğum
bir pusulayla gecelerimi paylaştığım
o tuhaf hayvanlar: Akrep ve örümcek,
semender ve şahin ve ebabil kuşları
taş topluyorlardı. Doğaya baktıkça
içimde dinlenen tufan insana baktıkça
kabardı; seyrek ve acemiydi kaçışlarım,
yüzümü döndüm nerede yakıcı bir hal
görsem, duydum ağızdan kaçırılmış
bir heceyi bile, bir tuzak kazıp
içinde salıvermek için mutlak bir av
bekledim.

Böyle başladı ve sürdüydü önümdeki katışıksız
yokuş: Sandım ve inandırdım belki,
gönlümü ve aklımı dağlamamış hiçbir işarete
oysa inanmadım. Hazırdım her an
kurduğum çadırı söküp yolcu çıkmaya,
kaldım burada: İğne ve ağ, ipek ve masal,
sis ve köpük arası yazdım öykümü defterden
deftere: Aradım bulamadım altın anlamı,
ama farkettim altındaki anlamı -- uyanıp
kan içinde bir gece, sivrilttim öteki ucu
iyice:

Etrafımdaki nesneler cansız mı, kıpırtı
dolu: Dokunsam kendi dillerine çevirecekler
bende bildiklerini: Bu saatı ben durdurtmuştum,
ben çıkartmıştım bu yüzüğü, bile bile kırdığım
fanus ile bir başkasının kırdığı fanusu neden
içiçe geçirmiştim? İşte masam, kurutma kağıdım,
çocukluğumdan bu yana bana eşlik eden bir çift
kemik zar. İşte duvardaki ölü resimler,
yerdeki bu boz halı, başucumda yatağımın
opalin bir lamba ve siyah deri kaplı derin
defterler: Dokunuyorum ve dile geliyor
yıldan yıla bu odaya sinen saf korku:

Biraz daha arınmış ışık gerek bana,
biraz daha koyu bir mürekkep,
biraz daha felç sağ elim ve parmakları için,
biraz daha zaman ve bu zamandan geçmek:
Birkaç soluk boyu belki, belki birkaç çağ için
biraz daha cüret
ve korku,
Tılsım ve Trajedi gerek.

.

Enis Batur

16 Temmuz 2010 Cuma

Oruç

Bir tabak tarhana koydu
önüne, bir avuç maydanoz;
parmaklarını tuttu, bileğini,
kolunun içini öpüp bıraktı,
soğanı kırdı, böldü ekmeği ve
bekledi: Zaman hızla içine
akıyordu.

<>
dedi, duyulur duyulmaz
bir sesle.

.

Enis Batur

Sonbahar Ayini

Tişre deniz. Tırıs rüzgar.
Işıkların içinden geçen sabah
Theresa Berganza'nın sesinden
süzülen gamlı, uzun yola çıkmış
yalnız kuş. Gökyüzünde bulut,
bulutta biçim, biçimde gizlenen
telaş, telaşı besleyen vatos zaman,
zaman: Yaprağa yürüyen su,
damara yürüyen kan, durup bekleyen
tişre deniz: Kalanlar, gidenler,
içimden geçen ışık, karanlık,
içimden geçen vurgun.

Bir gece, bir gece daha kaldı-
yetişsin içimden geçen siyah tren.

.

Enis Batur

Ölü Şiiri


<> derdi, şüphe yok,
Priene'yi görse Kavafis, bir çırpıda:
Yalçın dağa sırtını vermiş şehir,
başka hangi güç çıkartabilirdi oraya
bu gür mermer külçelerini, başka
hangi neden özendirirdi sonsuz ova
ufka uzanırken tırmanmaya, dimdik?

<> diyecekti yaşlı şair
besbelli: Yazabilseydi <<ölmeden önce yazmam gereken 25 şiir daha var>>
demişti, hiç değilse bir tekini.

.

Enis Batur

Sizin İçin Kestim Saçlarımı

I

Femme vous suis-je,et de grand sens.
Sizin için kestim saçlarımı.
Yıllardır uzattığım.
Sizin için durdum ilk, dinlendim.
Yıllardır yorduğum.
Açtım sizin için bekledim,
sizin için güldüm bir tek, sustum.
Yıllardır durduğum boşlukta
femme vous suis-je, et de grande songe
indiğim merdivende
gecelere tuttuğum ışıkta
sizin için umdum, umursadım.

Sizin için yaktım bu ateşi,
besledim yıllardır.
Esirgediğim zaman,
gizlediğim tortu
ve tortuda ayrışan bu hayat
sizin için
kamaştığım gün
titrediğim mum
aktığım yatak.


II

Sizin için hazırladım bu masayı,
iki kelimenin ortasında dinsin fırtına.
Sizin için hazırladım bu döşeği,
iki fırtınanın ortasında kuyu uyku.
Sizin için hazırladım bu yemeği,
iki açlığın ortasında körelmez açlık.
Sizin hazırladım bu bu bakışı,
bu sözü, bu sesizliği - sizin için
hazırlandım.

Sizin için uzattım saçlarımı,
kestiğim.
Sizin için söndürdüm bu ateşi,
yandığım.
Kurduğum bu çadır, bu saat
arındığım su
soyunduğum gece: Sizin için.
Devrilirken tutunduysam
tutuşurken susmam
zemberekte bu Eyyub
hem cellat hem kurban
sizin için
bir tohum.

.

Enis Batur

Sümela

(bir kaç önsezi)

Trabzon: Yıllardır içime gömdügüm
kaçak sevdaya hem büyütüp hem
korkarak yataklık eden nefti
düş: Sindiğin taşa bakıyorum da
inanılmaz, ürpertici bir duyarlığa
açılıyor kurumlu dünyam.

Hep yola çıksam, ara konakçılar gibi
biriktikçe düşsem kayıttan dilimdeki
yılgi ağusunu, sisli bir tren uzadıkça
uzasa iki tepe arası piyano çalsa
Alfred Brendel, bir bükülüp
bir kırılmasam.

Birlikte boğulurum içimdeki keşişle,
atsam ayağımdaki demiri erinçle:
Ben ki karşilarim kendimi indiğim
her tekneden, silinir mi durur mu
adresin.

.

Enis Batur

Rahim Meseli

Bir de gizli duyusu var Zaman'ın
orada sınırsız bir genlik kazanır anlam
ardı arkası yoktur çünkü oyun sonunun
ki yılgının önünde bir sar'a tutar insanı:
Orada, aralık bir gözden sızan, ilk, korkulu
ışıktır mermerin kof yüzüne düşüp dönüşen.

Bir tek yaralı köpek, dışarıda. Uğuldayan
sabahın gelip pencerede dövdüğü buharlı
kasidenin içinde kıvranıyor oda. Devriliyor
buhurdan, yayılıyor ağır ağır kokunun
koyu mührü, neşterin gözünde çakıyor
sarsıcı şimşek - damara doğru kararlı
adımı ölümün.

'Ses ve soluğum şimdi, Gün'e ve Gece'ye
katkı. Belki nedensiz bir ürpermeyim, kırışık
evrenin taş çekirdeğinde. Görkemim belki,
arınacağım kargaşayı beklerken. Sayısız
pencere, sayısız çığlığın içinde gitgide ürken
engerek koridorda balkıyıp duruyorum. İşte
çatlayan duvarlarım. İşte can kolladığım
seki, basamak, kanlı düzlük. Sonradan
yırtılacağım et, işte. Burada, kül beyaz
bir sarnıcın aldatı duyarlığının ortayerinde-
hep ve aralıksız burada, zamanın beni
sancıya mıhladığı yerdeyim artık'

Bir de ben. Ne kadar dışrak görünsem
o kadar içrek gözüm. Kırdığım kilitte, sızdığım
bir dilim çatlakta acımasız bir ezgi duydum
hep. Mesihli çörtenlerin altında tanrının kiriyle
yıkandım. Gün geldi bungun, çökelek, oradan oraya
savrulan dumanın içinde dural bir kimlik aradım.
Oysa kufi yazısı yazgının hep geleceğe erteledi
sesimi: Bir de orada, Zaman'ın gergin bir boyutu
işlediği öte-gövdede hızla aramak kaldı seyrek
kantaşını, seyirttikçe yaralarım derin derimden.

.

Enis Batur

Sandık

Bir kutu dolusu anahtar. Régie
des Tabacs de l'Empire Ottomane,
paslanmış, kenarları delinmiş
o kutunun ağırlığını tartmak güç.
Çekmecelerin, evrak dolaplarının
ve evlerin sahipleri geçekte yıkım
yerlerinde dolaşan birer hayalet.
Ne çok taşındık! Nasıl dolaştırdık
bunca umudu, terkedilişi, kaybetme
ve kaybolma duygusunu? İçimize
kazınmış yolculuklar birer loş
düş ve hiçbir zaman hiçbiri
gerçekleşmemiş tasarılardı oysa:
Bu anahtarları olmamış kilitlerde
sandık. Sahi, sandık! kendisi
duruyor da onun, yıllardır giz'li
bir ölü gibi anahtarsız bekliyor.
İnsan asla açmamalı böyle bir
efsaneyi. Herkesin hayatında
içindekileri unuttuğu, umduğu,
bambaşka kutularda aranacak
eşya, söz ve işaretler kalmalı.

.

Enis Batur

Sessiz Sinema

Yordu bütün yil bizi isler
ve iliskiler: Buraya ondan geldik.
Korkmustuk korkularimizdan,
coskularimizdan bikmistik,
ne yavasliyor ne de hizlaniyordu
çarklar, kimseye rastlamiyorduk,
kendimize bile: Buraya ondan
gelmistik.

Bulduk aradigimiz yeni oyunculari,
ögrendik ve ögrettik basit ve karmasik
kurallari, neden böyle oldu pek
anlayamadik: Kagitlar ve zarlar,
pullar ve kibrit çöpleri atildi
tek tek bir köseye: Bir gençlik
oyunuydu, benimsedik birden.

Kamera kontrol, döndü makaralar
geceden geceye: Rolden role girdik
gördügümuz, görmedigimiz filmlerle;
güldük beceriksiz bir anlatima, usta
bir kavrayisi içtenlikle alkisladik,
mimikler ve jestler arasinda baska
durumlara ve kisilere öykündük:
Buraya ondan gelmistik.

Kimbilir kim hatirladi piyanoyu
içimizden: Bikmistik sinemadaki
sessizlikten. Biraz buruk, çokca
esrik, kendimizden koparak yattik
sonra o gece. Buraya ondan mi
gelmistik: Uyandik erkenden,
yeniden seslendirdigimiz filimde:
Yabanciydik simdi giyindigimiz
kisiye, tipki gelmeden önce.

.

Enis Batur

Salgı

Her yıl, ağustosta. Bu büyü işte,
kısaca allegro diyorum ona ben:
Hem zarif, hemde kaba oluyor ağı.
Hem zarif, hem de kaba nasıl olur
derseniz, bakın: ince dokuduğu için
zarif, uzun uzadıya çalışmadığı için
kaba. Köşeleri sever çoğunlukla
aşağıda dokur ve ağın dışına çekilir.
Nereden mi biliyorum bunları?
Eskiden örümcektim ben.

Her yıl ağustosta. Yalnız kalınca
rahatlarlar: Kadın eli dolaşmaz
dolaplarda, duvarlarda. İpin ucunu
kaçırıverirler tabii: Ekmek kutusu,
ilaç çekmecesi, abajurla ampulün
arasında büyük trapez yaşanır
bir ay boyunca. Bu tutku işte,
onun adı andante grazıoso aslında.
İnce, ipince dokur, bilir av için
önemini ayrıntıların. Eskiden örümcek
olmasam bilmezdim bütün bunları ben.

Hayır, zehirlileri pek yaşamaz burada.
Geçen yıl rastlamıştım birine,
çoktandır açmadığım piyanonun
kapağına sokulmuş, Fırtına'nın
ilk notalarıyla kıpırdayınca gördüm
onu: Siyah, diyez, attaca diyordum
bu örümceklere ben, (bir tuhaf gülerek)
'ölüm gelecek' benim 'gözümden bakacak'.
Korku mu, taşkı mı, ikisinin arasında
bölünmüş bir yangın mı, kapağı tak
kapatmıştım üstüne. Ağına rastlamadım-
ben de kurmaz mıydım yoksa, eskiden.

Ağustos, kasım, mart: Örümceğe
iklimler değil koyu zamanlar gerek.
Geceleri severim ben, kuytu ve aseyrek
çağların içinden ağır ağır geçmek:
Bilir misiniz parmaklarımdaki arı
yalnızlığı, nereden bileceksiniz-
Piyano, şiir, ağ içre ilerleyen saatte
duyduğunuz tik tak bende dolarken
çekip gitmektir bütün istediğim:
Dolanır kalır oysa kurumuş gövdem,
bu eşsiz ağı eskiden ben kendi kendime örmüşsem.

.

Enis Batur

Sahici Sanrı

Sabahın eşiğinden devriye gözüm
karşı tepeye hafif, uçarı bir hızla
süzülürken vurkaç bir duygu tırmanır
sırtıma: O mor, etli ışığın içinden
madde kıpırdayacak sanırsın.

Güzel yağmur, kıvrak yağmur: Duru
bir sevda sonrasına kilitle beni.

.

Enis Batur

Ortak Bir Işık

Bekledik, gelmediler. Açtık
pencereleri, kulak kesildik seslere
gündüz ve gece, taradık tek tek
istasyona inen yorgun yüzleri,
ufuktaki lekelere ayarladık dürbünü:
Bekledik, kırık, gelmeyeceklerini
anladıktan sonra bile.

Görkemli geçmedi günler burada:
Sıradan, sade, dingin anlar kovaladı
sıradan, sade, kekre anları: Yoktu
büyük fırtınalar öyle, büyük büyüler
kurulup çözülmedi bu yaz: Her zamanki
nedensiz hüzünler, çocukların şaşkın
falı, biraz tatilde kasaba sosyalojisi,
biraz başi boş konuşmayla döndü takvimler.
Gözümüz yoldaydı gelmediler.

Odalara çekilip şiir okuduk
içimizden: Seferis ve Montale,
Akdeniz dolu dizeler, hepsi genizden.
Durup dururken yürüyüşe çıktık
akşamları, durup dururken sustuk
yakalamıs gibi seyrek bir anlamı,
dağ köylerine çıkıp bir gün
öyküsünü dinledik süngerci
oğulların, unutulmus bir kadınla
konuştuk bir başka gün, tansıklar
izledi birbirini sonra: Bir atmacaya
baktık uzun uzun avının gözünden,
sağanak indirdik kavruk mevsimin
ortasına, bir yangını söndürürken
bir başkasını başlattık: Durup
dururken gelebilirdiniz, bekledik.

Hazırdı sofra: Semizotu ve sarımsak,
elimizle topladığımız kekik, incir,
nane: Hazırdık sürdürmeye telaşı
ve coşkuyu bıraktığımız yerden.
Geçmişin nasıl geçtiğini, nasıl
geleceğini geleceğin soracaktık.
Dinmezdi ağrı üstüne gitmedikçe,
açılmazdı bu koyu sis
tutmadıkça kökünden ortak bir ışığı,
içinde olacaktık içimizdeki korkunun:
Bekledik gelmediniz.

Eksikti önemli bir şey, başladığında
dönüş, bavulu kapatamadık. Döndük
odalara baktık yeniden, aradık
taslık ve hayatta: Neydi yitirdiğimiz
anlayamadik. Yarım bir duyguydu belki,
belki sürüp giden bir gündüşü,
kendimizde beslenmiş,
ötekinde sönmüş bir ateşti belki de,
eşiğine dayanıp göremediğimiz:
Bekledik, gelseydiniz.

.

Enis Batur

Negresco,1915

Denizin karşısında taştan bir ironi.
Lüks bir otel olarak yapılmış burası,
Barış'ın sonunda. Şimdi başındayız
Savaş'ın: Tek bir kişi kalana dek
sürecekmiş gibi uçuşuyor top mermileri
uzakta. Uyuyamıyorum geceleri. Odaları
dolduran inlemeleri dinledikçe, ağrının
terk ettiği bacaklarıma bakıyorum mum
ışığında. Bu kış daha sert geçecek diyor
kepenklerin arkasından homurdayan deniz.
Biliyorum konuşmaz deniz, gece konuşmaz,
kelimeleri yoktur ölümün, yalnızca Hayat
seslenebilir, seslenecekse: Balo salonunun
köşelerinde kalakalmış birkaç neşeli tını,
yatağımın altında gizlenmiş nefes nefese
aşk fısıltıları, koridordan sessizce geçen
kat görevlisi şimdi beni dindiren hemşire.

.

Enis Batur

Mehmet Hamdi İçin Tırtıl Ninnisi

Süte ve geceye tutsak
aç uykusuz koyunu karanlığın:
Gemiler dalmıs gidiyor açığa,
Tarancı ki karamsar bir dede
ilk atışta vuruyor imgeyi: Bir
sebep değil, belki neticedir gece.

Mehmet Hamdi: Oturmus iri
badem gözüne uyku, sallanıyor
saatin iskemlesinde iki kez
söylesem mavi tırtıl bir ninniyi,
söyle, artar mı ipek düşüne
kana kana kanamadığın özsudan
bir damla küpe?

Süte ve geceye tutsak
atılgan çocuk, kırılmaz
bir inadın tartısında dur da
nasılsa çözül: Uyusun sultan
annen, uyusun ki al götür
şu kalemi ceylan Yusuf'a:
Başlasın dondurduğun yerden
buzul sözüne gergin kanadin.

.

Enis Batur

Le Rouge Et Le Noır

Eskiden bir bahar vardı, lavta ve arp,
düşmezdi elimizden Le Rouge et Le Noir;
üşürdü kadınlar, ellerimiz eldiven,
atkıydı kollarımız engerek soğukta,
karakışın ardından çözülürdü yumak:
Tuz ve tütsü, kül ve duman, kelimeler,
sesler ve tınılar ve gece: Gecenin
sonunda ışık vardı.

Le Rouge biraz daha kanadı sonra,
Le Noir koyuldu biraz daha: Aynı
çıplak at gelip sırtına aldıydı zamanı.
Bir soru sorulsa, yanıt yerine yeni
bir soruydu ağzımızdan çıkan,
mağrurdu yüzümüz hala, ama kopmuştu
bakışımız bizden: Ufukta seyreden
dümensiz gemilerdik, bekliyorduk
fırtınanın çökmesini üstümüze.

Sancılandık böylece ve doğurduk yıldan
yılı: Erkekler suskun ve kavruktular,
bir düşün pesinde yenik. Sokulmuştu
ağır ağır kurdukları imge ağı, çatlaktı
sisli gözbebekleri. Kadınlar mı getirdi
bu korkulukları, bu bürümcükten erken
doğum kefenini, onlarla mı büyüyüp
kurudu diktiğimiz ağaçlar? Eskiden
bir bahar vardı, eskiden içimizde
başlayan.

Jim Morrison, Hendrix ve John Lennon
yoktu artık; yoktu ``Göğe Bakma'' durağında
şemsiyesiz bekleyen yağmur kadınları.
Herkes bir 35 yaş şiiri yazdı kendi
eksik hayatından, feşedeceğimiz dünya
inanılmaz bir hızla geçmişe doğru
kaydı: Üşümüyordu kimse şimdi,
yanlış koruda düdük çalıyordu bekçiler.
Eskiden bir bahar vardı, flüt
ve keman, Le Rouge biraz daha kana,
koyul biraz daha ey dipsiz Zaman

.

Enis Batur