Hilmi YAVUZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hilmi YAVUZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2010 Perşembe

Yollar ve Zaman

sen bir yalnızlığı koşup gittin de
bir yerde buluşulur diye, belki de...

elbet buluşulur, orda, o yerde...
bir hüzün töreniyle kutlanır
bulunur birşeyler ve saklanır
saklanan Zaman mı, yoksa yol mudur
aranır bahçelerde ve şiirlerde?

kimbilir ki dün'dür, ölgündür kalbimiz
yollarsa her zaman biraz küskündür
yokuşlarda ve inişlerde...
Zaman'dır seni sardığım kumaş
bekledin, örtülsün, ki yavaş yavaş...

erguvandın, kayboldun diligelişlerde

.

Hilmi Yavuz

Yolculuk ve Aşklar

ben kendime derinim, -sana!
bir uzun 'kaybol! ' gibi olduğum;
kalbim kül dağları, yüklenir
ateşten kayıklara odunum...

orda geçti 'geç kaldınız! ...' günleri;
bağlar bahçeleri gibi yokluğum;
anımsarım, öyle sor kikolay mı
âh, o sarı anılarda sönen mum!

aşklar durdu, ben de artık dururum;
yolculuk musun, öyleyse içeriye gir;
gök bir ip midir, kuşlar kaç boğum?
yüzümün yerinde bulut... çoktanberidir...

.

Hilmi Yavuz

Yansızlık Sonnet'si

yalnızlık zamanlandı: önce aşk, sonra yaprak...
günler geçilecekler... atlar, gümüş yeleli
yüzünü aynalara, bir tek onlara bırak;
surunsun sirki aşkın, bak, seni görmeyeli
çok değişti aynalar ev içleri bulandı;
hersek artık ne kadar, ne kadar da kurak
odalar orda bumda, içlerine kapandı;
sofalarsa eğreti; yüklük ve kap kaçak
somurtup duruyorlar... hersek olgun bekleyiş
gibidir bumda olmak, 'bekleyiş gibi' olmak...
sen gel, simdi kendini o aynalarla değiş;
gel, bumda ol daima -ve nasılsa kararmak-

ta olandan bakarım sana giden günlere;
tenindir, beleniyor, ah, yeşil ekinlere...

.

Hilmi Yavuz

Yılkı Bir Kent İçin Sonnet

eskiden, âh, bu kentte uçuk mavi süvari;
kısrağı sokakların, dört nala, uça uça...
şimdiyse bir ihaneti, İsa ya da havari
gibi yaşamak işte... sürükleyip bir uca
yerden yere vurdu da topallattı, körletti
bir yılkı atı gibi savurdu ve yağmaya
verdi idi, sokakta, o ürkmüş iskeleti...
ararken bulduğumuz kemikleri yığmaya
başlasak da faydasız... kirli, tozlu, kararmış
eski zaman hayvanı! âh, umarsız bir sayrı
gelir kuşatır bizi... unuttuktu, bir varmış
bir yokmuş o at şimdi, masal gibi... o ayrı!

bir ölü şövalyeyim, pörsümüş ve özenti,
aynalarda ararı yılkıdaki o kenti...

.

Hilmi Yavuz

Yaz! Sevgilim!

kuş uzuyor dizelerde
kalbimdir,
üretir
dinleyin:

bir zamanlardı, dağlar
ve onların ardı
ve yabanıl bir akarsu
gibi dadandın kalbime...
yaz! sevgilim!
yürürken kekiktin boydan boya
ve yüzün ne kadar gürdü

ah hiçliğe solan gülüm!

işte sürüp bulutlar
ve elmas
ağzından ölüm sözleri
üşürdün kalbime...
yaz! sevgilim!
ve sevda günleri ürettin boydan boya
gözlerin kim bilir ne kadar sürdü?

ah hiçliğe solan gülüm!

.

Hilmi Yavuz

Yalnızlık Bir Tarihtir

Yalnızlık bir tarihtir ikimiz
Dururuz odalarda bir giysi gibi
En kalın soluklarla çekiyor ipi
Kim bilir kimlere kalmışlığımız

Yalnızlık bir tarihtir sen misin
Bir geçmişi şurup giden ak turna?
Ya benden önceydi ya da çok sonra
Bir halk türküsüne gül olan sesin

Yalnızlık bir tarihtir onlarla
Gök dediğin iki kuşun arası
Ey ilkyazlı gülüşlerin sonrası
Ansızın donuyor gül, bakışlarda

.

Hilmi Yavuz

Yahya Kemal'e Rubai

Sen gittin gideli kuşlar anlamaz görünür
Her acılan gülde yepyeni bir Sırâz görünür
Bakışlar dağılırken denizin belleğinde
Senin her sihrinde geçmiş bir yaz görünür

.

Hilmi Yavuz

Yaban Atlarını Kışkırtan Dionysos

‘kışkırt yaban atlarını, kışkırt,
dionysos!..’ dediler

uzat aşkları ordan, orda fener,
kayalar, gelirdi...
kim kalbini sana yedirdi?
her şey bir’di o zaman: atlar, logos
tek olan biz’dik, çayırlar-
sa başta sessizlikten doğma silenos
ve birlikte çiğ yenen günler...

yapraklar, yağmurun teniyse eğer
sen o yaprağa beden-
sin ve tek değilsin: anababis, onbinler!..
giderek kim neyi eksik gördüyse
onu bütünler... gibisin: bir tören!..
şimdi sulara gizlen ve göç,
onlarla beraber

kül parmaklı akşam dokunurdu sana
özenle... ve yer yer
insanlar küldendiler... diye söyledim
ben hangi yolcuyu izleyen gemilerdim
ve neden
hep söylen’dim, hep söylendim, hep söylen?

‘kışkırt yaban atlarını, kışkırt,
dionysos!..’ dediler

.

Hilmi Yavuz

Torlak Kemal

kıs, dağların kürkü
gibi kış
gece midir düsen dal?
sen ey böğürtlenlerin
ve umutsuzluğun mülkü
ve bir hüzünden huruç eder
gibi kalın bir türkü
ile dağları düz eden abdal

simdi sen ilkyazı, belki
kara, yun bir kuşak
gibi beline dolayıp
acıyı kav, sevdayı çakmak
bilip yola çıkmak uz resin

Ellerin ovalara üzengi
denizin tuğu, ağacın börkü
ve dahi ölümü bir yılkı
gibi bırakıp gidensin
torlak kemal

kış, dağların kürkü
gibi kış
gece midir düsen dal

.

Hilmi Yavuz

Tenhâ

her şiir boydanboya
bir ıssızlıktır artık
dizelerse giderek daha tenhâ

acının düzyazısı olmaya
hazır mı sözlerin kışı?
aşklar! onları yazan yaşasın
sarışı
n atlas kâğıtlarda yaz
ne güz okunur ağaçlar güyâ

sen sussan da susmasan da bir
tutup tutuştuğun hayale
ağırdan iri güller ve lale

düşer düştüğün melale
ve hüznü yeniden-okumak
için bir kitap olur dünya

ve her şiir boydanboya
bir ıssızlıktır artık
dizelerse giderek daha tenhâ

.

Hilmi Yavuz

Ten Sonnet’si

ben tenime yürürüm, tenim benim gereksiz
et parçası, atılmış, duruyor bir kenarda...
áh, aşklar vardır şimdi, amaçsız ve ereksiz
birlikte dolaşırlar; yırtıcı ve hovarda...
belleğim? bir kurttur o! dâima ipe sapa
gelmeyen bir şeyleri parçalıyor... kemirgen!
aşk uzakta uluyor, yalnızlık lapa lapa
yığılıyor kapıma... âh, kendini kürerken
kaybolan kar günleri!.. elimle yediririm
tenimi yeraltına... savaşlarda karartma
olduğunda örterler ya... ağır perdelerim
öyle kapalı işte... sımsıkı... bir kuşatma!

bir kurt nasıl kuşanırsa öyle kar günlerini;
aynalar kuşanıyor aynadaki tenini...

.

Hilmi Yavuz

Taflan

ne zaman dinecek,ne zaman?
bu taflan,bu taflan?

ey uçurum gözlü sevgilim!
ne zaman baksam
bir hiçlik tadı
ve ağzından
yıldızlar uçuran
ergin,yeşil ve yabanıl
bir yaz gecesi gibisin
yüzünde yolların gülüşü
ve yaz göğüne ilişkin
bir esenlik üretiyorsun
geçip giden fırtınalardan

ey uçurum gözlü sevgilim!
ne zaman baksam
aşkların büyük yarlarıyla
kuşatılmış görüyorum kendimi
safran
ve ezilmiş yazlardan
bakışlarının kıyısız
açıklarında
gurbet ve cevahir taşıyan
bir gülüş söylencesi
geçer bir yazdan ötekine
derin anlatılardan

ey uçurum gözlü sevgilim!
ne zaman baksam
bir dağın yırtmacından
ince bir dere yatağı
gibi kayan
yeşil tenini görüyorum
akşam
nasıl da yakışıyor yüzüne
ve sanki bir kayalığın içine
durmadan kendi kendini oyan
bir ferhâd gibiyim ben
ya da pusu da,karanlık
bir gül gibi
hem solan hem solmayan

ne zaman dinecek,ne zaman?
bu taflan,bu taflan?

ey uçurum gözlü sevgilim!

.

Hilmi Yavuz

Şimdi Nedense

simdi nedense her şeyde
ansızın dağılan kelebek tadı

biliyorsun en bakımlı bahçe
sessizliktir
gülüşler oraya sürgün edildi
acıların kardeş olduğunu
kimse anlayamadı

sevdalarda olsun, ilkyaz ölümlerinde olsun
geçit vermeyen akarsu olmaz
gütlün kendini işlemek için
çırağı ya da ustası yoktur

çocuklar! bağışlayın beni
sözlerimi boz üveyiklerin
hırcın tuzuna batırıp bakin
hüzünden daha kotu bir yola cici olabilir mi?

şimdiye kadar olmadı

ama simdi, nedense, her şeyde
ansızın dağılan kelebek tadı

.

Hilmi Yavuz

Sümbül İle Kuyu

sümbül sinan! seni ağır
kuyulardan derledim; seni
Aşklara, aşklara yolladım
ve tayy-ı zaman
güzleri vardır
işte bir söz ağarır dizelerde
bu ‘akşam’dır ve o’dur
sende kalan, sende kalan...

sümbül sinan! bir suyu
öper gibi geçtin tenimizden
işte bu, bir kuytuyu
okşamak ve varolmaktır
bir dağ kendi gölgesinde kaybolur
ve bir su, bu akar su
yeniden-akmayı öğrenir
sende duran, sende duran...

sümbül sinan! hüzünler
durmuyor; herşey gelgit...
bir yaprak, kendini sürgit
sana benzetiyor
bu kuyu, kalbim ve talan-
la birlikte büyüyen kuyu
kendi dibindeki çiçekle besleniyor
sende solan, senda solan...

ah, tayy-ı zaman, tayy-ı zaman!..

.

Hilmi Yavuz

Söz ve Zaman

bir dağın uzantısı olmak
sana yetmediği zaman
gör ki sıradağlar talanda...
sözlere bak, bağı çözük çiçekler
gibi ortada, dağılmış duruyor
nerdesin? hangisinde? solmakta mısın
doğrularda ve yalanda?

işte hangi uçurum dillerinin
dip kuytularında olmak
beni sana göre daha sınırda kılar?
ve aramızdaki sınır
hangi kaybolmalarda?
tenhayla çizilmiştir?
her şeydir, savrulur, ama bir şey
direnir o hala bende kalanda

kayboldum akarsudan sözlerde
aktıkça yıpranan şiirlerde
ve en yabanıl olanda...
şimdi kim dindirecek, erguvanları bende?
çünkü Söz'üm ben, Söz'üm,
hem bulandım
hem de arındım aynı zamanda

.

Hilmi Yavuz

Sömürge

Elyazması acılar asilmiş duvarlara
Tezgahlar umutları daha da germiş
Dokurlar kenevirden ev resimleri

Uzun bir suskunluk adi verilen
Elleri daha kalın tanrılardan
Nehirlerle bir tutarlar ölümleri

İlk buldukları ateş değildi
Gemiler gelmiş de barut getirmişti
Direklerinde sallanan çocuk ölüleri

Sesleri tüylü sıcak alcıdan
Davullar çalınca erimeye baslar
Sömürge güneşinde kral heykelleri

.

Hilmi Yavuz

Size Bakmanın Tarihi

size bakmanın tarihi! siz
bir gonca kadar kendiliğinden
yazılmış olmalısınız
derin, korkunç veergen
kalbim, sevdalara sığmayan kalbim
bir dağı içeriyor geçerken
siz o dağa sanki kış
ve sanki bıldır yağan karsınız
umarsız sözcüklere bulanmış

size bakmanın tarihi! siz
bir keteni köpürten yaz
ve inanılmaz
yalnızlıklarsınız: sadece
sizin olan o vahim, o beyaz
ve kuytu gurbet sesleriyle
işlenmiş yazdıklarınız
ve yanık, kavrulmuş dizelersiniz
kimbilir hangi sevdalara dolanmış

size bakmanın tarihi! bir
kalbime güvensem sizi hep
okurdum ben... ama nedense
hep aynı hüzün ve
hep aynı tutkuyla
bakmayı bilmediğimden, ne yapsam
bir ilenç, bir kargış
gibi ardım sıra geliyor şairliğim
o solgun yolculuğa adanmış

.

Hilmi Yavuz

Siyah Sonnet

sular kayboldu büyüde, büyü tüldü tül
siyah, kendini gösteriyor, kapanır
yalnızlık dizlerine... gel, gömül
tenine... o tenin ki, Zaman’dır...

maide ve siyah, olur elbet, kınından
çekilir gibi yollar... sularda ayna sesi!
âh, gökler bıkar gider kendi erguvanından;
bir aynaya dönüşür ötekinin gölgesi...

ve siyah... ayna düşer! aynayla birlikte
herşey kırılır!
ne kalır geriye aynadan, söyle, ne kalır?
geriye kalan âh, sadece yalnızlıklardır...

aynalarmış gibi yapan aynalar!..
sır biziz, aynalar sırrolacaklar...

.

Hilmi Yavuz

Sırası Gelince

acının vergisini verdik, gülün haracını ödedik
hüznü demirbaş defterinden düşmeye geldi sıra
sen ki eyvan ağıtlarda
sürekli ve ahşap bir gülümseme gibi durdun
gözlerin bozkırdan devşirme
yolların bozgundan derlenmiş
karanlık yolcusu turnaların ve kurdun
ey hüzünlere reaya olan derviş

acının vergisini verdin, gülün haracını ödedin
hüznü demirbaş defterinden düşmeye geldi sıra
tarlalarla uzar gider al kısrak
gökçe çiçek tozar durur sılalarla
oysa ölüm, bir uçtan bir uca
bir uzun kervansaraydır ki
savrulur günü saati gelince
yıkılır yırtıla yırtıla

.

Hilmi Yavuz

Sır Sonnet’si

gidecek... kendisiyle yitecek belki sır’ı:
hiçbirşey kalmayacak... sâdece kırık bir cam;
hepsi o kadar işte! –ve ne varsa aykırı
bildiğin, senden olan... –ve bitecek serencâm!..
âh, ince duvarlara çakılan kaba saba
bir çiviye tutunmuş... eğreti, öyle sarsak;
çerçeve yenik düştü gümüşe ve ahşaba;
dökülür sır’ı yüzün, aynalara bakmasak...
hani aşk’ı yazılacak olanda arıyorken bir sahaf,
yitirir ya, kitapta yazılmış olanları;
nasıl biraraya gelir derken, ne tuhaf!
sonunda hep aynalar buluşturur onları...

yüzüme bakmaz oldu aynalar, neden katı?
âh, benimki değil bu... –aynaların hayatı...

.

Hilmi Yavuz