Ey bu toprakta na’ş – ı perîşan bırakıp
Yükselen mevkib – i ervah ! Sakın arza bakıp,
Sanmayın : Şevk – i şehâdetle coşan bir kan var...
Bizde leşten daha hissiz, daha kokmuş can var !
Bakmayın, hem tükürün çehre – i murdârımıza !
Tükürün : Belki biraz duygu gelir ârımıza !
Tükürün, cebhe – i lâkaydına şarkın tükürün !
Kuşkulansın, görelim , gayreti halkın, tükürün !
Tükürün, milleti alçakça vuran darbelere !
Tükürün, onlara alkış dağıtan kahpelere !
Tükürün, Ehl – i Salîb’in o hayasız yüzüne !
Tükürün, onların asla güvenilmez sözüne ! . .
Medeniyyet denilen maskara mahlûku görün :
Tükürün, maskeli vicdanına asrın, tükürün !
MEHMET AKİF ERSOY
Mehmet Akif ERSOY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mehmet Akif ERSOY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Aralık 2025 Cumartesi
27 Temmuz 2010 Salı
ALINLAR TERLEMELİ
Cihan altüst olurken, seyre baktın, öyle durdun da,
Bugün bir serseri, bir derbedersin kendi yurdunda !
Hayat elbette hakkın, lakin ettir haykırıp ihkak, (1)
Sağırdır kubbeler, bir ses duyar, dava-yı istihkak. (2)
Bu milyarlarca davadan ki inler dağlar, enginler,
OturmuŞ, ağlayan avare bir mazlumu kim dinler ?
Emeklerken sabi tavriyle, topraklarda sen hala, (3)
BeŞer doğrulmuŞ, etmiŞ, bir de baktın, cevvi istila! (4)
Yanar dağlar uçurmuŞ, gezdirir beyninde dünyanın,
Cehennemler batırmıŞ, yüzdürür kalbinde deryanın,
EŞer amakı, izler keŞfeder edvar-ı hilkatten,
DeŞer afakı, bir Şeyler sezer esrar-ı kudretten,
Zemin mahkumu olmuŞtur, zaman mahkumu olmakta,
O, heyhat, istiyorhakim kesilmek bu'd-u mutlakta !
Tabiat bin çelik bazuya sahipken, cılız bir kol,
Ne kahir saltanat sürmekte, gel bir bak da, hayran ol !
Hayır, bir kol değil, binlerce, milyonlarca kollardaı,
Yek ahenk olmuŞ, iŞler, çünkü birleŞmekete muztardır: (5)
Bugün ferdi mesainin nedir mahsulü ? Hep hüsran,
Birer beyhude yaŞtırdamlayan tek tek alınlardan !
Cihan artık değiŞmiŞ, infiradın var mı imkanı, (6)
Göçüp mamurelerden boylasan hatta beyabanı ?... (7)
YaŞanmaz böyle tek tek, devr-i hazır:devr-i cem'iyyet.
Gebermek istemezsen, yoksa izmihlal için niyyet. (8)
" Şu vahdet tarumar olsun! " deyip saldırma İslam'a,
UzaklaŞsan da imandan, cemaatten uzaklaŞma.
İŞit, bir hükm-ü kat'i var ki istinafa yok meydan:
"Cemaatten uzaklaŞmak, uzaklaŞmaktır Allah'tan."
Nedir iman kadar yükselterek bir alçak ilhadı,
PeriŞan eylemek zaten periŞan olmuŞ ahadı ?
Nasıl yekpare milletler var etrafında bir seyret ?
Nasıl tevhid-i ahenk eyliyorlar, ibret al, ibret !
Gebermek istiyorsan, baŞka ! Lakin, korkarım, yandın,
Ya sen mahkum iken, sağlık, ölüm hakkın mıdır sandın ?
Zimamın hangi ellerdeyse, artık, onlarınsın sen,
Behimi bir tahammül, varlığından hisse istersen !
Ezilmek, inlemek, yatmak, sürünmek var ki, adettir,
Ölüm dünyada mahkumine en son bir saadettir, (9)
Desen bin kerre "İnsanım!" kanan kim? Hem niçin kansın?
Hayır, hürriyetin, hakkın masun oldukça insansın. (10)
Bu hürriyet, bu hak bizden bugün aheng-i sa'y ister: (11)
Nedir üç dört alın ? Bir yurdun alnından boŞansın ter.
MEHMET AKİF ERSOY
(1) İhkak : Hak ettirmek, yaşatmak.
(2) Dava-yı istihkak : KazanılmıŞ hak davası.
(3) Sabi : Ana kucağındaki çocuk.
(4) Cev : BoŞluk.
(5) Muztar : çaresiz.
(6) İnfirad : Yalnız olmak, tek olmak.
(7) Beyaban : Sahra, kır.
(8) İzmihlal : Yok olmak, buharlaŞıp görünmemek.
(9) Mahkumin : Mahkumlar.
(10) Masun : Korunan.
(11) Aheng-i sa'y : çalıŞma düzeni.
( 1918 İstanbul )
Bugün bir serseri, bir derbedersin kendi yurdunda !
Hayat elbette hakkın, lakin ettir haykırıp ihkak, (1)
Sağırdır kubbeler, bir ses duyar, dava-yı istihkak. (2)
Bu milyarlarca davadan ki inler dağlar, enginler,
OturmuŞ, ağlayan avare bir mazlumu kim dinler ?
Emeklerken sabi tavriyle, topraklarda sen hala, (3)
BeŞer doğrulmuŞ, etmiŞ, bir de baktın, cevvi istila! (4)
Yanar dağlar uçurmuŞ, gezdirir beyninde dünyanın,
Cehennemler batırmıŞ, yüzdürür kalbinde deryanın,
EŞer amakı, izler keŞfeder edvar-ı hilkatten,
DeŞer afakı, bir Şeyler sezer esrar-ı kudretten,
Zemin mahkumu olmuŞtur, zaman mahkumu olmakta,
O, heyhat, istiyorhakim kesilmek bu'd-u mutlakta !
Tabiat bin çelik bazuya sahipken, cılız bir kol,
Ne kahir saltanat sürmekte, gel bir bak da, hayran ol !
Hayır, bir kol değil, binlerce, milyonlarca kollardaı,
Yek ahenk olmuŞ, iŞler, çünkü birleŞmekete muztardır: (5)
Bugün ferdi mesainin nedir mahsulü ? Hep hüsran,
Birer beyhude yaŞtırdamlayan tek tek alınlardan !
Cihan artık değiŞmiŞ, infiradın var mı imkanı, (6)
Göçüp mamurelerden boylasan hatta beyabanı ?... (7)
YaŞanmaz böyle tek tek, devr-i hazır:devr-i cem'iyyet.
Gebermek istemezsen, yoksa izmihlal için niyyet. (8)
" Şu vahdet tarumar olsun! " deyip saldırma İslam'a,
UzaklaŞsan da imandan, cemaatten uzaklaŞma.
İŞit, bir hükm-ü kat'i var ki istinafa yok meydan:
"Cemaatten uzaklaŞmak, uzaklaŞmaktır Allah'tan."
Nedir iman kadar yükselterek bir alçak ilhadı,
PeriŞan eylemek zaten periŞan olmuŞ ahadı ?
Nasıl yekpare milletler var etrafında bir seyret ?
Nasıl tevhid-i ahenk eyliyorlar, ibret al, ibret !
Gebermek istiyorsan, baŞka ! Lakin, korkarım, yandın,
Ya sen mahkum iken, sağlık, ölüm hakkın mıdır sandın ?
Zimamın hangi ellerdeyse, artık, onlarınsın sen,
Behimi bir tahammül, varlığından hisse istersen !
Ezilmek, inlemek, yatmak, sürünmek var ki, adettir,
Ölüm dünyada mahkumine en son bir saadettir, (9)
Desen bin kerre "İnsanım!" kanan kim? Hem niçin kansın?
Hayır, hürriyetin, hakkın masun oldukça insansın. (10)
Bu hürriyet, bu hak bizden bugün aheng-i sa'y ister: (11)
Nedir üç dört alın ? Bir yurdun alnından boŞansın ter.
MEHMET AKİF ERSOY
(1) İhkak : Hak ettirmek, yaşatmak.
(2) Dava-yı istihkak : KazanılmıŞ hak davası.
(3) Sabi : Ana kucağındaki çocuk.
(4) Cev : BoŞluk.
(5) Muztar : çaresiz.
(6) İnfirad : Yalnız olmak, tek olmak.
(7) Beyaban : Sahra, kır.
(8) İzmihlal : Yok olmak, buharlaŞıp görünmemek.
(9) Mahkumin : Mahkumlar.
(10) Masun : Korunan.
(11) Aheng-i sa'y : çalıŞma düzeni.
( 1918 İstanbul )
17 Haziran 2010 Perşembe
PEK HAZİN BİR MEVLİD GECESİ
PEK HAZİN BİR MEVLİD GECESİ
Yıllar geçiyor ki, ya Muhammed,
Aylar bize hep muharrem oldu !
Akşam ne güneşli bir geceydi...
Eyvah, o da leyl-i matem oldu.
Alem bugün üçyüz elli milyon,
Mazluma yaman bir alem oldu:
çiğnendi harim-i paki Şer'in,
Namusa yabancı mahrem oldu !
Beyninde öten çanın sesinden,
Binlerce minare ebkem oldu. *
Allah için ey Nebiyy-i masum,
İslamı bırakma böyle bikes,
İslamı bırakma böyle mazlum.
MEHMET AKİF ERSOY
( 1914 )
* Ebkem: Dilsiz
Yıllar geçiyor ki, ya Muhammed,
Aylar bize hep muharrem oldu !
Akşam ne güneşli bir geceydi...
Eyvah, o da leyl-i matem oldu.
Alem bugün üçyüz elli milyon,
Mazluma yaman bir alem oldu:
çiğnendi harim-i paki Şer'in,
Namusa yabancı mahrem oldu !
Beyninde öten çanın sesinden,
Binlerce minare ebkem oldu. *
Allah için ey Nebiyy-i masum,
İslamı bırakma böyle bikes,
İslamı bırakma böyle mazlum.
MEHMET AKİF ERSOY
( 1914 )
* Ebkem: Dilsiz
19 Mart 2010 Cuma
RESMİM İÇİN
Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince,
Günler şu heyûlâyı da er, geç, silecektir.
Rahmetle anılmak, ebediyyet budur amma,
Sessiz yaşadım, kim beni, nerden bilecektir?
MEHMET AKİF ERSOY
Günler şu heyûlâyı da er, geç, silecektir.
Rahmetle anılmak, ebediyyet budur amma,
Sessiz yaşadım, kim beni, nerden bilecektir?
MEHMET AKİF ERSOY
13 Mart 2010 Cumartesi
SAN'ATKAR
-Mister Archibald Bulok Roosevelt Cenablarına
Şu mâcerâyı işittim birinden, üç sene var,
Olur ki dinleyecek bir meraklı kimse çıkar.
HAYAT ARKADAŞIMA
Seni bir nûra çıkarsam, diye koştum durdum,
Ey, bütün dalgalı ömrümde, hayat arkadaşım!
Dağ mıdır, karşı gelen, taş mı, hey aştım, lâkin.
TEK HAKİKAT
Tek hakîkat var, evet, bellediğim dünyâdan,
Elli, altmış sene gezdimse de, şaşkın şaşkın:
NERDESİN
Lâ-mekânlarda mısın, nerdesin, ey gâib İlâh?
Dönerim enfüsü, âfâkı ezelden beridir.
NEVRUZ'A
İhtiyar amcanı dinler misin, oğlum, Nevruz?
Ne büyük söyle, ne çok söyle; yiğit işde gerek.
Lâfı bol, karnı geniş soyları taklîd etme;
Sözü sağlam, özü sağlam adam ol, ırkına çek.
YAŞ ALTMIŞ
Hudâ râzî değil, halk istemez, hilkat "gebersin!" der;
Şu benden hoşlanan kim? Yoksa, hâşâ, ben mi hoşnûdum?
Hayâtımdan inerken, bir bir, altmış perde karşımda,
12 Mart 2010 Cuma
NEFS-İ NEFÎS
Beşerin taptığı bir kendisinin heykelidir;
Dinlemem, etse de Allah'ı bütün gün takdîs.
RESİM İÇİN
Beni rahmetle anarsın ya, işitsen, bir gün,
Şu sağır kubbede, hâib, sesimin dindiğini?
SAİD PAŞA İMAMI
Coşar âvîzeler artık, köpürür kandiller;
Bu ışık çağlayanından bütün âfâk inler!
Yalının cebhesi, Ülker gibi, baştan başa nûr;
Nîm açık pencereler reng ü ziyâdan mahmûr.
Al, yeşil, mâvi fenerlerle donanmış kıyılar;
Serv-i sîmînler atılmış suya, titrer par par.
DERVİŞ AHMED
"Bir ömürdür içiyorsun, bırak artık şunu!" der;
Derviş Ahmed bu hidâyetle hemen tövbe eder.
Ama bir tövbe ki: Binlikleri çarpar duvara;
Tas, çanak, testi perîşan, serilir tahtalara.
NE ESER NE DE SEMER
"Ölen insan mıdır, ondan kalacak şey: Eseri;
Bir eşek göçtü mü, ondan da nihâyet: Semeri. "
Atalar böyle buyurmuş diye, binlerce alın,
BİR GECE
Ondört asır evvel, yine bir böyle geceydi,
Kumdan, ayın ondördü; bir öksüz çıkıverdi!
Lâkin, o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler;
Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi!
Nerden görecekler? Göremezlerdi tabî'î:
Bir kerre, zuhur ettiği çöl en sapa yerdi;
BİR ARİZA
Ey bâd-ı sabâ uğrayacaksın ya şimâle?
Bilmem, bir işim var, sana etsem mi havâle?
Vaktâ ki sekiz yüz milli bir nefhada geçtin;
Vaktâ ki bizim yerleri rü'yâ gibi seçtin;
Dikkatle bakın: Marmara'nın göğsüne yatmış,
Sırtındaki örtüyse bütün zümrüde batmış,
ÇOCUKLARA
Ne odunmuş babanız: Olmadı bir baltaya sap!
Ona siz benzemeyin, sonra ateştir yolunuz.
Meşe halinde yaşanmaz, o zamanlar geçti;
MEVLİD-İ NEBİ
Ne lâhûtî geceymişsin ki teksin sermediyyette;
Meşîmenden doğan ferdâya hayrânım,
Ey bâd-ı sabâ, uğrayacaksın ya şimâle?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)